Ana sayfa yap


« Önceki | Sonraki »

12/3/2009

Hatır, hatıralarda mı kaldı?




Hayatın hatırını kırmak
Hatır, hatıralarda mı kaldı?

Bir kahvenin kırk yıl hatırı olur da;
bir hatır sormanın kaç kırk yıl hatırı olur?

Bunun cevabını kırk katır taşıyabilir mi?

Çok mu zor sadırdan hal-ü hatır sormak;
iyi günde, iyi olmayan günde dinleyerek de olsa yanında olmak?

Yakın uzaklarda bu kadar oluyor halleşmek, iki kelam etmek;
insan kokmayan, hayat akmayan sözüm ona sohbetlerde...

Her şeyin hazırı çıktı da ortada hatır yok, uzak hasretlere gitmiş...
Nisyan yalnızlıklar okunuyor isyan yüzlerde...

Yüreği ile yüzleşmeye cesareti yok esaret duygularına kapılmışların...

Kapı komşusundan habersiz ve hatırsız uzak yaşantılar;
hayat adına hatırı sayılır bir kayıp...

Kazanç peşinde koşmak uğruna hayatın hatırını terk etmek,
ne acı bir kopuş...

Eşin, çocukların hatırını hafife almak; ne ağır bir sorumluluk...

İlgiyi, sevgiyi yeterince onlara vermemek;
başka bir şeylerin dolduramayacağı büyük bir boşluk...

Nerde o hürmet ve merhamet? Tozlu hatıralara mı saklandı?

Bugünkü yaşantımız hatıralarda saklanılacak bir yaşantı mı?
Hatırlıyor musunuz en son hangi büyüğünüzü işiniz olmadan ziyaret ettiniz de sevginizi, saygınızı dile getirdiniz?

Bayramı mı bekliyorsunuz, ömür bekler mi ki?
Bayramları bile bayağılaştıran boş vermişlikle tatil beldelerini doldurmamız;
ne onulmaz ve onarılmaz bir yalnızlık...

Sanal hatır sormalar; gerçek olmayan görüşmeler...
Elini tutmaya, gözünü gözle buluşturmaya, karşılıklı yüzleşmeye,
yürek fısıltılarıyla konuşmaya benzer mi?

Sözün sustuğu, kelimelerin konuşmadığı,
duyguların karşılıklı kaynaştığı ve birlikte aktığı bir beraberliği
hangi sanal ortam sağlayabilir?

Hatırlar mısınız TV nin olmadığı sohbetin koyu olduğu uzun geceleri?
Hatıralar denizine dönsek ne tatlı manzaralar dalgalanır gönül ufkunda...

Selamsız sabahlar değildi o günler;
herkes birbirini tanır ve herkes herkesin hatırını sorardı...

İletişimin adı yoktu o zamanlar çünkü öyle bir eksiklik yoktu;
yüzlerdeki aydınlık belli ediyordu kişiliği ve kimliği...

Silik yüzlerdeki karmaşıklıktan kimse kimseyi tanıyamaz
ve hatır soramaz oldu...

Kalabalıklaştıkça yalnızlaştık, yalnızlıkçıkça kaçar olduk birbirimizden...

Hatır hatırlanamaz oldu, selam sözler sustu,
kibar kelamlar unutuldu...

Laubali ifadesizlikler doldurdu sanal ortamları;
gerçekten kaçıyorduk çünkü...

Kahve de içmiyoruz artık, hazır üçü bir arada çıkmışlar varken
ne diye uğraşalım?

Bir yudumluk buluşmalar, ayaküstü lakırdılar,
anlaşmadan ve kaynaşmadan ayrılmalar...

Ne hatırı? Kim tanır onu, nerde görülmüş en son?
Bilen ve gören var mı ki?

Tanıdığım bir beyefendi vefat etti yakınlarda...
Çok yakınım değildi, uzak diyara gittiğinde bende bıraktığı hatırayı hatırladım; hatırımı sorardı, hatırşinas bir kişiliği vardı...

Hafızamı yokladım;
hatıralar denizinde hatır-ı aradım...
Bulduklarımı kelime kayıklarında bindirdim;
hazır zaman sahillerine taşıdım,
çok şeyi de taşıyamadım...

Düşünüyorum öldüğümde ne ile anılırım?
Hatırlanmak için iyi bir hatıra bırakabilecek miyim?
Bırakamıyorsam hayatın hatırını kırmış olurum,
Kırk katır kırk yıl kahve de taşısa o hatırı geri getiremez...

İyisi mi içtiğimiz kahveler bizde kalsın,
hatır sormanın hatırını unutmayalım, unutturmayalım.

Altı üstü bir fincan kahve içimlik kadar süren hayat,
iyi hatıralarla köpürmeli değil mi?


Hüseyin EREN

12/3/2009

Harfler Yaralanmasın!




12/3/2009

Adımla Anılırdın!






 Adımla Anılırdın!


Sen dahi aynalarda sende gördüğümü göremezsin
Yüzüne dört mevsim baharı ben yakıştırdım
Varlığının anlamını sen dahi hissetmemişken
Kalbime ziyan yokluğunu her gece ben yatıştırdım

Sadece bakmaya yarayan o gece gözlerine
Her sabah bir çift güneşi sığdıran yine bendim
Öylesine lûtfettiğin yarım tebessümlerine
Dört yöne haber saldırıp üç gün bayram edendim

Esrarı yoktun adının, binlerce isimden isimdi
Sevgime adını verip bendim seni mühim kılan
Bu denli anlatmasam seni kim fark ederdi?
Kor nedir bilinmezdi sana bu denli yanmasam…

Aşkımdı dostlarımda sana merak uyandıran
Savrulmasam kalmazdı saçlarının kıymeti
Ancak kördü beni görüp bende sana bakmayan
Beklide dualarımla hak etmiştin cenneti

Verilmiş sadakan sanırdın kurtulduğun musibeti
Ben her seher duadan zırhını hazırlardım
Bilsen kaç secde yolculuğunda terk ettim seni
Ve bilsen kaç gecemi tövbelerime adadım

Sıradan bir boyun vardı, bendim fidanı yakıştıran
Sana ağlamasaydım bir ay dayanmaz kururdun
Çekilmezdi bazen huyun bendim sabredip katlanan
Allah’a iman etmesem, çoktan kendimi vururdum.

Mehmet ERCAN




12/3/2009

Yüz verme şu kalbime..!




Yüz verme şu kalbime..!


Aklıma danışmadan sevmiş seni kalbim
Onun adına senden çok çok özür dilerim
Tekrarı yaşanmayacak seni temin ederim
Vakit kaybetmeden hayatından çıkar giderim…

Sana bu kaçıncı kaçışı kalbimin benden habersiz
Sözümü de dinlemiyor artık ki o kadar yüzsüz
Korkarım ki bu gidişle birgün çok sinirlenirim
Keserim nefes alışımı, kalbimi tekletirim…

Seni tanımadan önce sakindi, kan pompalar dururdu
Ne zamanki seni gördü, gözlerin diye kudurdu
Ben bi yandan aklım bi yandan kaç gece nasihat ettik
Aklım yeter dedi ve uçtu, garibim, onu da kaybettik…

Gecen gün benden habersiz ciğerlerimi de ayartmış
Onlar da adın geçince bir ah çekiyorlar ki görsen
Fark etmedim, akciğerim ağlamaktan su toplamış
Diyorum ki, kalbim sana kaçarsa bi terslesen…

Sen bigün kalbime “ne güzelsin” falan demişsin
Kulaklarım da inanamamış, bana da onlar söyledi
Bu dediğin yetmezmiş gibi bi de tebessüm etmişsin
İşte o gün bugündür kalbim iyice delirdi…

Dilim de zaten kemik yok durup durup seni anıyor
Ağzım kulaklarımla elele, resmen bayram havasında
Kalbimin elinde fırça içimi sana boyuyor
Bense bu işin sonunu düşünme telaşında…

Kontrolümü kaybettim organlarımda iç savaş
Her biri sana varma yolunda sıraya giricek yavaş yavaş
Son darbeyi de bana hayallerim lutfetmiş
Dün fark ettim üşenmemiş her yanı senle süslemiş…

Vücut bütünlüğümü kaybedicem kalbim yüzünden korkarım
Neredeyse tüm hücrelerim seni sayıklar oldu
İnan baş edemezsem tüm organlarımı bağışlarım
Bak şimdi böyle deyince yine gözlerim doldu…

Neyse kalbimin sevdiceği bana artık müsade
Daha kendimi toplayıp senden kaçıcam yol uzun
A bu arada unutma, kalbimi görürsen tersle
Sıkı sıkıya tembihle, gelirken aklımı da bulsun…


Mehmet ERCAN






22/1/2009

Altın Öğütler




* Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gittiğini gören insan halden hale dönmesine üzülmesin. Yani sevinç gidip üzüntü gelirse, üzüntü gidip sevinç gelirse, önem vermesin.

* Becereksiz kişiyi dost tutunmasınlar, becereksiz kişi ne dostluğa yarar, ne düşmanlığa.

* İnsan, bir işi bir defa yapıp sonra pişman olmuşsa, bir daha o işi yapmasın.

* Dostlarına düşman olan birisine niçin dost densin?

* Kendini bilge sanan bilgisizden sakın.

* Kendi nefsine haksızlık etme, güç eyleme. Yani nefsine elinden gelmeyecek işler buyurma.

* Doğru söylemek acıdır, ama sen doğru söyle.

* Düşmanının sırrını bilmesini istemiyorsan, dostuna da sırrını söyleme.

* Büyüklere küçük gözüyle bakma, çünkü büyükleri küçük görmek büyük ziyan getirir.

* Değersiz kişileri ölmüş bil, onları diri sayma.

* Beraberindeki kişilerden bir şey ummaktansa ölümü yeğ gör.

* Himmetsiz kişinin ekmeğini yemektense, aç ölmek daha iyidir.

* Kuşkunun yolunu yüz yerden bağlayacak olsan da, tecrübe etmediğin kişiye güvenme.

* Kendinden aşağı hısımlarına muhtaç olmaktan büyük dert yoktur.

* Kişinin, bilmediği şeyi iddia edip başaramamasından ve yalancı olmasından büyük ayıp
yoktur.

* Elinden geldiği halde, kendisinden istenen bir işi bitirmeyen kişiden daha cimri kimse yoktur.

* Bir kişi senin aleyhinde bir söz söylese ve birisi de dostum diye o sözü sana yetiştirse, sen bu dostunu ondan beter düşman bil. Çünkü o düşman, arkandan konuşur, dostun ise yüzüne karşı söyler.

* Lüzumsuz yerlere göz dikmekten ve kulak vermekten daha büyük dert olmaz.

* İnsan her şeyi bilgisizlerin şerrinden saklayabilir, ama bilgisini kendi şerrinden saklayamaz.

* Halkın, senin iyiliğini söylemesini istiyorsan, kimsenin kötülüğünü söyleme.

* Dostlarının az olmasını istemiyorsan kindar olma.

* Dünyada zahmet çekmemeyi, kolaylıkla ömür sürmeyi istiyorsan, kendi işine bak, başkasının işine karışma.

* Seni delilerden saymamalarını istiyorsan ele geçmeyecek bir şeyi isteme.

* Daima alnın ak, yüzün pak olmak istiyorsan, utanmayı iş edin.

* Aldanmamak istiyorsan, tecrübe edilmiş işleri bırakıp tecrübe edilmemiş olanlara yapışma.

* Mahcup olmak istemiyorsan, katkın olmayan yerden bir şey götürme.

* Perdenin yırtılmasını istemiyorsan, kimsenin perdesini yırtma.

* Arkandan gülünmesini istemiyorsan, elinin altındakileri iyi besle.

* Pişmanlıktan uzak olmayı istiyorsan gönül arzusunu iş edinme.

* Zeki kişilerden olmayı istiyorsan kendini başka birinin aynasında gör. Yani bir kişinin yaşantısına bak, yaptığı iş iyi midir, kötü müdür? Eğer ondaki gibi sende de kötü bir iş varsa, bilirsin ki bu işlediğin iş kötüdür ve iyi işi de kendinde görürsün. Böylece işinin iyisini kötüsünü göstermek için o kişi sana ayna olmuş olur.

* Korkusuz olmayı istiyorsan, halkla kavga etme, onları inciticilerden olma.

* Sana hürmet etmelerini istiyorsan başkalarının hürmetini gözet.

* Halkın senin sözünle iş görmesini istiyorsan, önce sen kendi sözünle iş gör.

* Halk içinde herkesten büyük olmayı istiyorsan nimetini bol eyle, 'Tuzunun, ekmeğinin hakkı
için' diyenleri çok edin.

* Eğer bütün gönüllerde yerinin olmasını istiyorsan, sözünü bütün gönüllere uyacak biçimde söyle.

* Kâmillerden olmak istiyorsan, kendine lâyık görmediğin bir işi başkasına da lâyık görme.

* Eğer yüreğine merhemle iyileştirilmesi mümkün olmayan bir yara vurulmasını istemiyorsan, cahillerle tartışma.

* Halkın iyisi olmayı istiyorsan varını halktan esirgeme.


Alıntı




« Önceki | Sonraki »

Kevser En İyi Siteler Listesi Dini100.Net ListeNur.de - islami siteler listesi Cennet Yolculari Toplist Sevdalist - Sevdalara.net
NurluYuz
eXTReMe Tracker