Ana sayfa yap


« Önceki | Sonraki »

23/3/2009

Gece Melâli...




Gece Melâli...


Gece!
Katran karası ellerini çek üzerimden!
Değme!
İniltilerini sus!
Sus gece!
Sıra bende!..



Ayazlarda kalemi kana bulama vaktidir.

İçimi parçalarcasına,
İçimin sızısına çığlık çığlığa susmalı şimdi!


Gece melâlinde yâr…

Ahım sığmazken içime
Söyle!
Sen hangi yastıklarda susturursun ağlamalarını ?!
İçinin sızısını hangi duayla dindirirsin?
Canın yaprak yaprak dökülür bilirim,

Güneş görsede suretin..


Sesine ayrılık kaçtığından beri susmak en asil sözdü senin lügatinde.

Bense dökülendim ardına..
Ardında dağıttığın harfleri toplayandım, bir usta çabukluğunda..
Yokluğunda, hepi topu cılız sesli bir avuntuydu, dinleyip inandığım…

Tutunup kalktığım, asıldığım bir avuç duaydı..


Sustun!

Sevinçleri düşürdüm yırtılan ceplerimden..
Yaşamaktan çevirdim yüzümü,
İnine çekildi deli düşlerim
Bu şehre yüzümü döktüm pencerelerden..
Kimseler görmedi..
Susarak ağladım en çok!...
Ve ellerimi kanatırcasına yazdım!…
Sen yoktun
Sızımı savurdum rüzgarlara..
Koyu bir hüzne dağıttım saçlarımı,
Toplayamadım..
Usul usul salındı hüzün
Ellerini gözlerimde gezdirdi..

Ve yokluğunda adıma en çok HÜZÜN dendi !



Ellerim vardı


Kırılgan,kanlı,ürkek ellerim!

Ahu efgânlarımda bir onlar yoldaştı bana bir de sesim..

Tutunamadım göğüne!
Uzanamadım!..
Asılı kaldım uçurumlarında..

Çıkmazlarında yollarımı şaşırdım..

Bak ellerime!

Parmak uçlarımda tadımlık sevinçlerim..

Kulaklarımı tırmalarcasına sâlâsını duyuyorum benliğimin...
Bilir misin ki kaç SEN geceyle dilimlendi içim?.
Yâr! bilebilir misin?
Ömrümce kaç zindanla doldu gözlerim?!

Kaç sızı oturdu gamzelerine yüreğin?


Seslenmek ırağına,

Bir yudum söz beklemek alfabenden,
Faydasız artık bilirim!
Bilirim,
Yine kendime döner çığlık çığlığa sesim…
Belki de harfleri yutmalıyım dudağımda..
Yakmalıyım şiirleri,
Ateşe vermeliyim!..

Gel o zaman, gülüşünü al rüzgardan artık deli yâr!..

Sızıma değmesin!..

Ben geceden döndüm yüzümü..

El verdim suskuya ve duaya..
Söyle geceye, ne olur..
Ne olur ardım sıra gelmesin!
Yoruldum artık! Yeter!…

Bana Aşk’tan söyletmesin..!


İçime konuşma vaktidir şimdi…





Bozguna uğrasın harfler..


En ırağıma gitsin….



ELEM - 9 Ekim 2008

20/3/2009

Selam Sevdiğim…


Selam sevdiğim…


Selam sevdiğim…
Dur kızma, dinle lütfen,
Biliyorum,
Hadi git ve bir daha gelme demiştin
Kendimi unutmuşum sende, almaya geldim
Bir süre yürüdükten sonra fark ettim kendimde olmadığımı
Geçtiğim yollara baktım nereye düşmüş olabilirim diye
Sana kadar geldi yolum
Muhtemelen sende kaldım
Beni bana ver de gideyim...

Aslında önce gelmemeyi düşündüm
Yalnız idare etmeye çalıştım
Ama sende yoktun ya
Üşüdüm…

Bir kaç arkadaşıma denk geldim
Nasıl olduğumu sordular
Eksik dedim
Şaşırdılar
Kötü konuştum
Yokluğuna verdiler
Bağışladılar…

Sen olmayınca ifade edemedim kendimi
Hadi bir zahmet bul da ver bana beni gidiyim artık
Salona bak, çarptığın kapının ardında olmalıyım
Sende değilsem şayet, hiç uğraşma
Kendimde değilim zaten…

Hayatımı sürdürmek için seni tanımadığım yılları mı hatırlamalıyım?
Aklım sendeyken beni bulmak bana çok zor gelir biliyorum
Hangi yanımdan bu denli sindin içime?
Bu kadar sen olmak ve benden eser kalmamış olması gidiyor gücüme...

Aşkın sevgiliye bürünme halini yaşıyorum farkındayım,
Aşka bu denli yakıştığım için mi sevinmeliyim?
Yoksa tüm kontrolümü gözlerine teslim ettiğim için üzülmeli miyim?
Aşkın neresine yerleştireyim gurur denen duyguyu?
Kendimi kaybettiğim söylentilerine gülen var biliyorum
Seni keşfetmenin bedeliydi kendimi kaybetmek,
Ki baksana, bunu ben bildiğim sana bile anlatamıyorum

Doğru söyle! Sadece iki damla gözyaşınla mı düştüm gözünden?
Nedir beni kaybetme pahasına hayata dair seni bu denli cezbeden?
Sonu var bu hayatın ve sonuna dek benimle kalmayı beceremedin
Hani sevmek gerekirdi insanları,
Bu cömert halinde bana mı yer veremedin?

Derman bulma niyetiyle anlatmaya çalıştığım dert değilsin
Hangi gezegenin zaman birimi işliyor bünyende?
Ne kadar çabuk unuttun beni?
Hani benimdin sadece!
Seni benden nasıl aldın da kendini sahiplendin!

Bitse de sözü gitse diye bakan gözlerin ilk kez canımı yakıyor
İşte bundandır bu denli keskin cümleler sarf ediyor olmam
Canın yanmalı!
Yanmalı ki nerende yer ettiğimi bilmeliyim
İstenmediğimi bildiğim halde bu onursuz davranışımdan dolayı
Ya çok sevdim seni, ya da sadece deliyim.

Tamam gidiyorum…
Sende kalsın aklım ki artık yaramaz bir işime
Tarafından sürgün edildiğimin resmidir gidişim
Üstüne yıkılsın bu an!
Tüm benliğini sarsın ki üşüme.
Sen hoşça kal,
Bense sensiz

Mehmet ERCAN





16/3/2009

Asudelice tenhalarda dillenirken duam...





Asudelice tenhalarda dillenirken duam...

Yaşamaya çalışmak,hayat gailesini yüklenmek,sorumluluklarla mücadele etmek beni yeterince yoruyor.Haliyle arada gücümün tükendiğide oluyor.Tekrar mücadele etmek için enerji depolamam gerekiyor ama enerjimin bittiği dönemlerden birisindeyim sanırım.

Tek yapabiliceğim dua...
Hiç bir şey için üzülmeye değmez desekte;bunu gözardı etmek her kişinin harcı değil malesef..!

Yüzüm,gülümsemeye çalışsada,istemdışı gerginlik ifadesi belli oluyordu çehremde.Gülen yüzüme,neşeli,şen şakrak halime alışkın olan arkadaşlarımdan da bu gün tepki aldım.

Dünya,beklentilerimiz dışında gelişen olaylarla bezeli...yaşayacağımız nitelikte olamayışı,problemlerimizin çözümsüzlüğü,daha doğrusu her beşerin farklı bir sıkıntısıda olumsuzluklara eklenince,dahada çıkılmaz bir hal alıyor.

İnsanları gözlemliyorum.En ufak bir konudan alınganlık gösteren,el bebek gül bebek büyümüş kişilerin,şimdiden bu kadar küçük sorunları büyütüp sorun haline getirmelerine şaşırıyorum.

''Herkes anne kuzusu,yaşı kaç olursa olsun.''

Yaşamın bize verdikleri ve vericekleri,biz kuzucuklara ağır gelsede,nefes almaya çalışmak,yaşam desteği almaya ihtiyacımız var bizim.

Rahmet suyu yağmur,fırtına ile karışık yağıyor olsada,gönül mabedim kurak topraklar niteliğinde...

Hüzünlerim,gökkuşağı gibi alıcı olmasada,yüreğim;onları derleyip, toparlamaya,azmetme çabasında...

Yaşamak zor bir oyun...
Yaşamak zor,yaşatmak zor,yaşlanmakta zormudur acaba..?
Neden yaşamak zorlar bizi,neden zorlar bizi sözler ...
Kolay olan ne vardı ki zaten dünyada...

Ben iyi durumdayım;her ne kadar yüreğim hüzzam makamında olsa bile...
Halime hamd ediyorum yine...

Rabbim;güç ver,derleyip toparlanabilmek için.
Rabbim;fırsat,imkan ver,yaşamı yaşanılır kılmak için.
Rabbim;dosta giden rüzgarın menzilinde toz olabilmek için.
Rabbim;sana gelmek yaşam sevincim,sana geldiğimde donanmış,onanmış olmak için...
Rabbim;beni,bizleri bu günlerimizi aratacak her türlü keder ve sıkıntıdan azad eyle,güç ver,kuvvet ver bu Asudeli kuluna...

Dünyanın en önemli özelliklerden biri de her türlü iç /dış sarsıntıya ve kişinin sufli istek ve beklentilerine karşı abuk çehresinden soyutlanarak sana gelirim. ...

Maddi olan şeylerin kıymeti arttıkça dostluklarının ve dostlarının değeri,tükenen şehir insanından kaçarak sana yönelirim.Çünkü ben kendimi yani; seni aramak için gelirim.

Senin şefkat yüklü Rahmetine mazhar olup ısınmak,acıtan reçetelerinle tedavi olmak...
Bu sınavı başarıyla geçmek için reçetem acıda olsa,sabır ilacımdır benim.

Hesaba çekilmek için huzura geldiğimizde,elimiz boş yüzümüz kara.
Azık torbamız dünyevi sıkıntılarla dolu.

Senin huzurunda ne gam ne keder nede dünyevi meşgaleler var.
Dünyam kaybolur. Dahası ben kaybolurum.Bu yüzden halimi arz etmem imkansızlaşır.

Her dem senin huzurunda özlemindeyim.
Söz verip tutamadığım günahlarımın ezikliğindeyim...

Fuzulice sızlanırım hep:

"Arz-i hal etmeye cana seni tenha bulamam

Seni tenha bulucak kendim asla bulamam."


Asude...

16/3/2009

Ben Kendimi Özledim




BEN KENDİMİ ÖZLEDİM

“AKIP giden zamanları
Bir yerlerde bulsam..
Sonra üzülsem..
Üzüldüğüme üzülsem.
Sonra düşünsem
Üzüldüğüme üzülsem..”

Hüznüme tercüman olan bu şarkı eskilerden gelip takılıverdi dilimin ucuna.. Mirkelam lakaplı bir bey söylüyordu sanırım. Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam neler değişirdi hayatımda bilemiyorum. Şu sıralar en çok hissettiğim duygu içimde kocaman bir nehir yavaş yavaş akıyor ve eski coşkunluğu kalmamış. Üzerine son bahar yaprakları yağmışta onları dahi taşımaktan bezmiş ağır ağır ilerliyor yatağında ve ben bu temsili ruhum olan nehrin kenarında bir ağaç gölgeliği edinmiş, sessize akışı seyrediyorum..

Elim kolum bağlanmış sanki, kıpırdamıyorum bile. Dilimde birkaç eski ezginin tınıları öylece durmuş sadece seyrediyorum. Böylesi bir haleti ruhiye ile bir yere varılmaz biliyorum. Zamanın ruhu, ruhuma dokunmadan, yüzüme bir nefeslik ferahlık üflemeden, hatta koluma dahi sürtünmeden geçip gidiverecek hissediyorum. Nasıl değiştim ve tekrar nasıl değişebilirim?

Evvel zaman içinde, ahir zaman içinde.. ile başlayan ve uzayıp giden masallar geliyor zihnime bir bir ama hiçbirinin devamı yok, sonunu kestiremiyorum. Rüzgar mı esiyor hafiften, üşüyor muyum? Bilmiyorum.

Çarkları küflendiği için artık dönemeyen bir su değirmeni gözüme çarpıyor. Suyun ağır akışının sorumlusunu buluyorum ama kalkıp düzeltemiyorum. Ağır ağır kurşini bir renkte akan nehrin üzerinde, sivrisinek misali milyonlarca kelime uçuşuyor görüyorum. Yerimden kalkıp zihnimin sepetini dolduramıyorum. Kelimelerin her biri bir peri suretine bürünüp yüzler insanın dimağına ilhamlar ikram etmek üzere havalanıyor, nasibimi alamıyorum, sadece seyrediyorum.

Nice zaman sonra bir kelime gelip oturuyor yüreğimin derinlerine ve zihnimin bir köşesine. Yarı baygın gözlerimi dikkatle üzerine dikip bakınca bu kelimenin “özlem” olduğunu okuyorum. Özlüyorum diyorum gayet cılız bir sesle ve ağzımdan dökülenler düşüp birilerini incitmesin sakın, inceliğinde. Neyi özlediğim üzerine çalışıyor zihnim yavaştan.

Karşımda ağır ağır akan ruhum, kurşuni bir nehir, uzayıp gidiyor. Allah’tan üzerini sonbahar yaprakları kaplamış. Yoksa canımında daha da sıkılacağını hissediyorum. Nehrin iki tarafı sık ağaçlarla çevrilmiş, çıkış yok, kaçış yok, kaçmaya dair niyette yok. Hayli uzun bir zaman geçiyor bu halde. Nice sonra özlem kelimesinin yanıtı yavaş yavaş nakşolmaya başlıyor içime bir yerlere..

“Özlüyorum..” diyor içimden bir ses yeniden, bu sefer biraz daha gür bir sesle. Ben nehri seyrede durayım içimdeki ses konuşuyor durmadan. “ağır ve sonbahara teslim görünen bu güvercin griliğindeki nehrin ilkbaharlardaki, yazdaki, dört mevsimde coşkun aktığı zaman dilimlerini özlüyorum. Suyunun bu kadar azalmadığı, tüm taşları, olumsuzlukları bağrında sürükleyip götürüveren, hiçbirine de gönül koymayan eski nehrin serinliğini, neşesini, bereketini özlüyorum..”

Bir kuş çığlık atıyor yukarıda. Anka kuşu mu yoksa? göremiyorum. Çığlık atıyor tekrar ve yüzleşmeye korktuğum gerçeği itiraf ediyor bana!

“Ey zavallı, kabul et. Sen eski seni özlüyorsun!”

Sadece susuyorum.

***

Alıntı

16/3/2009

Kalbinin çağır(ıl)dığı yerde misin?





Kalbinin çağır(ıl)dığı yerde misin?

Basit ama kesin bir fizik kuralıdır: Bir yerde bulunman için diğer yerleri terk etmen gerekir. Bir anda iki yerde bulunmak mümkün değil. Sadece bir yeri tercih etmen gerekir. Bunun bedeli de bulunabileceğin başka bütün yerlerden çekilmektir.

Şimdi buradasın. Gözlerin bu satırlarda... Aklın satırların arasında, arkasında... Değdiğini düşünüyorsun ki, başka halleri terk ettin, başka yerlerden çektin gözlerini. Aklın sadece burada, başka yerde değil. Okuyorsun. An'ın hakkını vermeye çalışıyorsun. An/lamak kaygısındasın. Başka işleri yüzüstü bıraktın.

Kaçılmaz bir kader bu! Yapıp ettiğin tek iş alış-veriş. Aldığın her şey için bir şey/ler vermen gerek. Tercih ettiğin her yer için bir yerleri terk etmen gerek. Verdiğince alıyorsun. Nefesin bile alışta verişte.

Şimdi buradasın. Başka bir zamanda değilsin. Başka hiçbir yere değmiyor ayakların. Gövdenin bütün ağırlığıyla mekânın ortasındasın. Yüzün bu an'a dönük. Kalbin bu yerde atıyor, yeniden yeniye dolup boşalıyor. Gitmeyeceksin bu yerden. Vazgeçmeyeceksin bu hâlden. Yakanı çekip çekiştirseler itiraz edeceksin. Dikkatini dağıtsalar engelleyeceksin.

Terk ettiklerine değdiği için bu yerdesin. Hiçbir şey bedelsiz değil. Bulunamadığın yerlerin güzelliğince pahalı şu anda bulunduğun mekân. Gözlerini bir gündoğumuna kilitlemiş olabilirdin şimdi, ama burada, bu satırlarda dolaşıyorsun. Kaçırdığın gün doğumları kadar eder mi bu kara harflerin tesellisi? Kulaklarında bir çağlayan sesi çoğalıyor olabilirdi ama şimdi beni dinliyorsun. Uzaklarda bıraktığın deniz köpüklerine, kulağını kapattığın kuş cıvıltılarına değer mi bu kuru sözler?

Bedel ödüyorsun. Hem de çok! Terk ettiklerincedir tercih ettiklerinin değeri. Arkada bıraktıkların çoğaldıkça, yanına vardıklarının, önüne aldıklarının bedeli artıyor. Nereye gidiyorsun şimdi? Hangi yolu geride bırakıp hangisine yolcu oluyorsun? Neyi alıp neleri veriyorsun? Neleri arkana attın da, nelerin peşindesin? Tercih ettiklerin terk ettiklerin kadar kıymetli mi? Seçtiklerin geçtiklerinden daha güzel mi?

Yoksa, alışverişte görmüyor musun kendini? Kaçtın mı dükkândan? "Oynamıyorum ben!" mi demelerdesin? Tercihsiz misin? İradeni iptal mi ettin? Hiç seçimsiz mi yaşıyorsun? Öyleyse, kendini sıfırlamayı tercih ettin demektir. Kendini hiç saymaya kalktın demektir. Kendinden geçtin yani. Kendini arkaya attın. Aldığı verdiğinden çok az bir ziyankârsın.

Kaçamazsın işte! Yine seçimdesin. Yine alışveriştesin. Bir şeyleri terk etmeden edemiyorsun. Bir şeyin eksilmesi kaçınılmaz ömrünün cüzdanından. Dünü terk ettin, bugünü tercih ettin. Bugünü harcıyorsun, yarına erişmeyi umuyorsun.

Bir şey almasan da veriyorsun sürekli. Bedeller ödüyorsun. Nefesini tüketiyorsun. Bedenini eskitiyorsun. Ömrünü eksiltiyorsun. Sepetine bir şeyler koymaya yanaşmasan da, varlığından gün düşülüyor sürekli. Kazanmayı/kaybetmeyi dert etmesen de, kaybediyorsun günleri gülleri. "Bana ne!" deme hakkın yok! Hiçbir şey istemesen de, ödüyorsun sürekli. Her an harca(n)maktasın. Işığı kullanıyorsun. Bedenini kullanıyorsun. Göğün altında yer işgal ediyorsun. Sevdiklerinin gönlünde arsa arıyorsun. Gözünü işletiyorsun. Aklını pazara sürüyorsun.

Senin için harcananlara karşılık vermeyeceksen, boşuna yer işgal ediyorsun. Boş yere nefes alıyorsun. İsraf ediyorsun kendini. Saçıp savuruyorsun sana verilenleri. İyice kaybetmeyi tercih ediyorsun. Yitirmeyi seçiyorsun. Anlamsızlığı önceliyorsun. Zararı ziyanı istiyorsun.

Şimdi ne kaldırabilirdi seni yerinden? Hangi şey şimdi ve burada olmandan daha hayatî olurdu senin için? Kim burada şu halde bulunmaktan daha sevimli, daha kârlı, daha tatlı bir hal teklif edebilirdi sana? Arkana bile bakmadan bu odayı, bu bilgisayarı, bu sayfayı, bu koltuğu sana terk ettirecek bir seçenek yok mu sence?

Sen "Allah ve Elçisi'nin çağırdığı yer"den daha güzel bir yer biliyor musun? "Allah ve Elçisi'nin çağırdığı hâl"i arkada bıraktıracak, elinin tersiyle ittirecek, terk ettirecek, unutturacak, göz ardı ettirecek bir hâl var mı acaba? "Orada bulunmaktansa burada bulunmam daha kârlı, daha anlamlı, daha yararlı" diyebileceğin bir yer tarif edebilir misin? Seni senin kadar düşünmeyenlerin çağırdığı yer, sana senin kalbinden de yakın Bir'inin çağırdığı yerden daha kârlı olabilir mi? Senin kalbinin gizli arzularını ve mahrem fısıltılarını hiç duymayan, duysa da önemsemeyen, önemsese de elinden bir şey gelmeyen birilerinin çağırdığı hâl, senin kalbine senden de yakın Bir'inin çağırdığı halden daha sevimli olabilir mi?

Öyleyse, "Ne zaman Allah ve Elçisi [seni] hayat[verecek şeyler]e çağırırsa, hemen git. Bil ki Allah [senin]le kalbi[n] arasına girer." [Bak. Enfal/24] Yani, seni şimdi bulunduğun yeri terk etmeye çağıran Allah [ve O'nun adına Elçisi] sana senin kalbinden daha yakın ve senin kalbine de senden daha yakındır. Sana senin kalbinden daha yakın Bir'inin çağrısı, seni kalbinden uzaklaştıran bütün çağrıları uzakta bırakmaya değmez mi? Senin kalbine senden daha yakın Bir'inin çağrısı, kalbini unutarak/kırarak/küstürerek/ağlatarak gittiğin yerlerin hepsini terk etmeye değmez mi?

Hem zaten, başka yerlere gitsen de fark etmez. Eninde sonunda yine O'na kalacakmışsın. İster istemez "O'nun huzurunda toplanacak"mışız. [Enfal/24]

Bütün odaları terk edeceğin, tüm şehirleri arkada bırakacağın, cümle kıyılardan çekileceğin, bakışların hepsinden vazgeçeceğin, hevâ ve heveslerini yüzüstü bırakacağın bir adresin var mı?

Senai Demirci

« Önceki | Sonraki »

Kevser En İyi Siteler Listesi Dini100.Net ListeNur.de - islami siteler listesi Cennet Yolculari Toplist Sevdalist - Sevdalara.net
NurluYuz
eXTReMe Tracker