8/9/2007
İyi Bir Eş miyiz?

Evlilik, birbirine yabancı olan bir kadın ile bir erkeğin Allah adı anılarak, nikah bağıyla birbirlerine en yakın iki insan haline gelmesidir.
Özellikle bu sene, 07-07-07 tarihinde nikahlanma isteğiyle nikah dairelerine giden eşler, böylesi uyumlu bir günü seçme için gösterdikleri hassasiyeti, bir ömür hayat süreceklerini eşlerini seçerken de göstermişlerdir. Tarih için aranan uyum, eşler arasında olması gereken uyumun önüne geçmişse 07-07-07 de kıyılan nikahlar, ne acıdır ki, 08-08-08 tarihinde bitmiş olabilir. Temennimiz o ki, her şey içinde uyumlu olunsun ve eşler, bir ömür mutlu ve huzurlu bir evlilik sürsün. Bunun için de evliliğin amacını iyi kavramak gerekir. O zaman nedir bu amaç?...
Evliliğin amacı; huzura kavuşma, birbirini Allah için severek ve Allah için iyilik ederek Allah’ın sevgili kulları arasında yer alabilmektir. “O’nun delillerinden biri de, kendileriyle kaynaşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Rum Sûresi-21.ayet) Demek ki evlilik, dünya ve ahirette huzuru bulmak için yapılır.
Prof. Dr. Mustafa Nutku hoca efendi, kendisine “iyi bir eş nasıl olunur?” sorusunu soran kızına verdiği şu cevap tüm genç kızlara ışık tutacak nitelikte.
Bir erkekle evlenme, hayatını birleştirme, birkaç aylık, birkaç senelik, hatta bütün dünya hayatından öte, ebedi ahiret hayatı da düşünülerek yapılması icap eden bir evliliktir. O halde, bir evliliğin sağlam prensipler üzerine kurulması ve devam ettirilmesi icap eder. Peki, nedir o sağlam prensipler? Bu yuvayı huzur ve saadet içerisinde devam ettiren nedir?
Yuvayı ancak, karşılıklı sevgi ve saygı ayakta tutabilir. Taraflar birbirine sevgi saygı besledikleri müddetçe, yuva yaşamakta devam eder. Karşılıklı sevgi ve saygı kalmadığı zaman, yuva da artık yıkılmış demektir, zahiren nikah akdi devam etse bile… Allah, erkek ve dişi olarak iki cinsten yarattığı insanlara, yaradılışlarından bazı farklı hususiyetler de koymuş, bunlarla alakalı vazife ve mükellefiyetler de yüklemiştir.
Bu yaradılış hususiyetleriyle dünyada bulunan insanlar, evlendikleri zaman yaradılışlarının dışındaki rollere girmemeye dikkat etmelidir. Evlilik insanları yaradılış hususiyetlerinin dışına çıkaran değil, o hususiyetlerine sımsıkı bağlı olarak yaşamalarını icap ettiren bir müessesedir.
Yanlış bir feminizm anlayışının kurbanı olarak, evlilikte erkek kadınlaşmamalı, kadın da erkekleşmemelidir. Her ikisi de, yaradılışlarına ve kendileri için Yaradan tarafından çizilmiş hayat programlarına uygun olarak erkek, “hakiki erkek” kadın ise, “hakiki kadın” olmayı hedeflemelidir. Bunun hulasası şudur: aile içinde erkek adil, kadın ise itaatli olacaktır. Erkeğin adaleti ve kadının itaati ile huzurlu bir aile yuvası devam eder ve hem dünyada hem de ahirette semerelerini verir.
Evli bir kadının madem ki kocasına itaat mükellefiyeti olacaktır, evlenecek olan kızlar ve kadınlar bir erkeği kendilerine eş olarak kabul ederken, eş namzedi hakkında, “kendisine karşı, başta itaat olmak üzere, her türlü kadınlık vazifelerini yapabileceğim bir kişi mi?” sualinin cevabını vermeye çalışmalı, bunun için araştırma yapmalı, yaptırmalı ve karar öncesi değerlendirmelerde bu ölçüye büyük ehemmiyet vermelidir. Bunun aksine, sadece gelip geçici hislerinin esiri olmamalıdır. Evlilikleri başlangıçta bu sualin de cevabını kendi kendilerine vermeye çalışacakları bir “mantık evliliği” olmalıdır.
Evli erkek, karısının hem kalbini hem de kafasına hakim olabilmelidir. Bu da bilgi, adalet, cesaret ve sevgi ile olur. Bilhassa bilgi itibariyle karısından üstün olmayan bir erkek, karısının kafasına da, kalbine de hakim olamaz. Kadınlar aciz erkeklerle evlenirlerse onlara acırlar, fakat onları sevemezler. O halda, sevemeyecekleri ve hürmet edip ona her türlü kadınlık vazifelerinin hakkını vererek yapamayacakları bir erkeği, hayat arkadaşlığı seçiminde yeterli olmayacak bazı vasıfları için kendine koca olarak kabul etmek, kadın için büyük bir mesuliyet ve hata olur.
O halde, “iyi bir zevce” nasıl olunur? Bunu anlatmaya çalışayım. Bu hususta ilk akla gelenleri şöyle sıralayabilirim.
v Evli bir kadın, kocasına karşı çok, ama çok terbiyeli olmalıdır.
v Beyinin meşru işlerinde, daima onun yanında ol. Onu hayretinde, tefekküründe, şevkinde, heyecanında, neşesinde, üzüntüsünde yalnız bırakma. Hayret, tefekkür, şevk, heyecan, neşe gibi müspet hissiyatın paylaştıkça artacağını, üzüntü gibi menfi hislerin ise paylaştıkça azalacağını düşünerek hareket et.
v Kadın, kocasının yanında daima temiz, tertemiz bir çiçek gibi olmalıdır. Onun yanında, ona gözünde hoş görünmeyecek her türlü görüntüleri vermekten dikkatle ve hassasiyetle kaçınmalıdır.
v Şimdi maalesef pek moda haline geldiği gibi, evlendiğin erkeğin senin her emrine boyun eğmesi için mücadele vermekten kesinlikle uzak dur! Zira cemiyetimize bu zamanda ârız olan manevi hastalıklardan en başta gelen bir tanesi de budur. Belki de bize batıdan bulaşmış, menfi bir feminizm hastalığına kapılmış olduklarından kadınlar, bu devirde ve bizim cemiyetimizde, kocalarına mutlak surette hakim olmayı, kadınlıklarının icabı zanneder.
v “Kadın hakları” gibi isimler altında, aile içinde kadını kocasına karşı dik başlı ve asi haline getirme propagandalarının nefsini okşayabilecek yaldızlarının tesiri altında kalmamak, bu devirde ve bu cemiyet ortamındaki kadın için mühim imtihan mevzularından biri haline gelmiştir. Yaradılışın kanunlarına aykırı hiçbir şeyin zaten başarı şansı da yoktur.
v Eşinin kusurlarını, buna mukabil başka erkeklerin de meziyetlerini görme. Beyine, başka erkeklerin meziyetlerinden bahsetme. Onun sevdiği şeylerden ona ikram et. Ona karşı hareketlerin erkek gibi olmasın. Kadınca hareket et. Hatta hareketlerin, görünüşte çocukça olsun. Erkekler bilhassa, çocuklara benzeyen kadınlara daha çok itibar ederler. Beyini hiç kimseye, annesine ve babasına bile olsa şikayet etme. Aranızdaki ihtilafları başkalarına aksettirmek yerine, kendi aranızda halletmeye çalış.
v Bütün hayatın boyunca daima, beyinin yanında neşeli olmaya çalış. Bunu hiç, ama hiç ihmal etme. Yorulan erkeğini, senin ona karşı neşeli halinin dinlendirebileceğini, neşeli bir eşe sahip olmasının onu hastalık kaynağı olabilecek stres hallerinden uzaklaştırabileceğini unutma. O evden çıkarken onu uğurla, eve geldiğinde de güler yüzle ve tertemiz olarak karşıla.
v Buraya kadar anlattıklarımı şöyle özetlemek istiyorum. Sev ki, sevilesin. Say ki, sayılasın. Fedakâr ol ki, sana karşı da fedakâr olsunlar. Ama bütün bunlar, evvela kadından gelmelidir. Yani, bu hususlarda ilk adımı daima kadın atmalıdır. Tabii, kendini kocasına sevdirmek istiyor ve saadet yolunda onunla birlikte bahtiyar olmak istiyorsa.” (nutkumustafa@yahoo.com)
Evlilik Hayatında Denge
Evlilikte, ifrat ve tefritten kaçınmak bir başka önemli noktadır. Mesela, kıskançlık, sevginin belirtisi olan bir davranıştır. Dozunda olunca, karşı tarafa olan ilgi ve sevgiden kaynaklandığı için hoşa da gidebilir. Ancak aşırı kıskançlık, bir evi son derece huzursuz edebilecek bir davranıştır. Eşlerden biri, aşırı kıskançlık yüzünden karşısındakine adeta nefes aldırmaz, onu haksız yere suçlarsa, bu durum, evdeki huzur ortamını çok olumsuz etkiler. Eşler arasındaki ilişkiyi zedeler. Büyük rahatsızlıklara neden olabilir.
Yine eşlerden biri adeta bütün hayatını dışarıya hasreder, eşiyle konuşmak, anlaşmak ve bazı şeyleri paylaşmak, kısacası arkadaşlık ve dostluk etmek için zaman ayırmazsa, bu da bir aşırılıktır. Evliliği çıkmaza sokabilecek çok tehlikeli bir yoldur.
Eşine karşı aşırı ilgisiz ve ihmal gösteren kişi, aralarındaki ilişkinin giderek soğumasına, eşlerin birbirlerinden her geçen gün daha da uzaklaşmasına neden olur. Aşırı temizlik hastalığını ve evi sürekli dağınık, kirli tutmayı da evlilikte sıkıntı meydan getiren aşırılıklar içerisinde sayabiliriz. Orta yol ise, evini her zaman elden geldiğince temiz ve düzenli tutulmasına itina edilmesidir. Ancak bu arada istemeden yapılan kusurlar ya da elde olmadan yapılan hatalar hoşgörüyle karşılanabilmeli, kavga nedeni yapılmamalıdır. Aşırı tenkit de evliliğe en çok zarar veren aşırılıklardan biridir. Sürekli tenkit edilen, hiçbir yaptığı beğenilmeyen eş, giderek kendine güvenini kaybeder. Eşine karşı olan sevgisini, saygısını yitirir. Ya bitkin, bezgin, bıkkın bir insan haline gelir, ya da söylenenlere aldırmayıp kulağını tıkar ki, her iki durum da evliliği büyük ölçüde yıpratır. İslâm mü’minlerin birbirlerini yıkayan iki el gibi olmasını ister.
Elbette eşler bir diğerini çeşitli konularda uyaracak ve hatalı davranışlarını azaltmaya çalışacaklardır. Ancak tenkit yaparken kullanılan üslup yaralayıcı, hakaret edici, aşağılayıcı olmamalıdır. “Sen ne biçim kadınsın?” ya da “Sen ne biçim erkeksin?” veya “Sen zaten hiçbir şey beceremezsin,” gibi aşağılayıcı ifadeler hele de başkalarının yanında kullanılıyorsa, onulmaz yaralar açar. Yalnızken de kullanılması büyük hatadır. Çünkü karşılıklı güveni, sevgiyi, saygıyı öldürür. Ayrıca bu tür davranışlarla karşıdaki insanı değiştirmek de çoğu zaman mümkün olmaz. Aksine problem iyice derinleşir, yara iyici müzminleşir. İlle de tenkit yapılması gerekiyorsa karşımızdaki kişinin şahsiyeti hedef alınmamalı, yaptığı yanlış davranış hedef alınmamalıdır. Mesela, “Ne kadar düşüncesiz bir insansın” demek yanlıştır. Çünkü karışımızdakini tahrik edici bir ifadedir.
Oysa “Şu davranışın beni çok üzüyor, rahatsız ediyor,” demek doğrudur. Çünkü karşımızdaki şahsın kişiliğine saldırmıyor, yalnızca rahatsızlık duyduğumuz hususu uygun bir biçimde dile getirmiş oluyoruz. Sonra tenkit mutlaka eşler yalnızken ve iyilikle yapılmalı ve aşırı tenkitten kaçınılmalıdır.
Hiç kimse kendisini sürekli eleştiren ve kusur arayan bir insanla birlikte olmaktan huzur duymaz, aksine tedirgin olur. Bu gerçek hiçbir zaman gözden uzak tutulmamalıdır.
Aynı zamanda evlilik ön yargıdan uzak olmalıdır. Eşler birbirlerine önyargıyla yaklaşırlarsa aynen şu hikayedeki acı gerçekle yüzleşirler. “Uzaklarda bir köyde, kocası daha çocuğu doğmadan ölmüş olan, tek başına yaşayan hamile bir kadın, dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlamıştı. Hayatını kurtaran kadına alışan gelincik, evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşmış, evin etrafından ayrılmaz olmuştu. Birkaç ay sonra, kadının çocuğu doğdu. Kadıncağız tek başına zorluklara göğüs gerip yavrusuna bakmak zorundaydı. Günler öyle gelip geçerken, bir gün kadının birkaç saatliğine evden uzaklara gitmesi gerekti. Karnını iyice doyurduğu çocuk, o birkaç saati evde gelincikle geçirecekti. Bir müddet sonra anne eve geldi ve kapının eşiğinde gelinciği ve kanlı ağzını gördü. Çıldırmışçasına gelinciğe saldırdı ve birkaç sopa darbesiyle hayvanı oracıkta öldürdü. Tam o sırada, içeriden bir bebek sesi duyuldu. Anne şaşkınlık içinde odaya yöneldiğinde, bir de ne görsün. Beşiğin içinde bebek, bebeğin az ilerisinde ise parçalanmış bir yılan vardı.” İşte eşler de önyargı yaklaşımlarıyla onulmaz problemlere sebep olabilirler. Onun için bundan uzak durmak gerekir.
Ön yargıdan uzak, mutlu ve huzurlu yuvalara sahip olabiliriz. Bunun için ilk adımı karşıdan beklemek yerine kendimiz atalım. Öyleyse bugün, ilk adımı atan biz olalım. Güzel ve huzurlu günler bizi bekliyor… Emanet edilmesi gereken en “Emin”e emanet olunuz.
Mine İzgi






Konu: teşekkür
allah razı olsun ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi. saygılarımla hayırlı huzurlu ve mutlu günler.
Bağlantı »