Ana sayfa yap


« Önceki |

12/9/2009

Gönüle Sesleniş



Gönüle Sesleniş

Her güzelin cevri çekilir sanıp
Benim gibi saçın yoldurma gönül!..
Mihnet ile geçen ömrüne yanıp
Kimseye sırrını bildirme gönül!..

Sevmek olsun, senin için bir ödev
Yalnız O’na yönel, yalnız O’nu sev
Başarırsan eğer olursun bir dev
Âleme sevgini böldürme gönül!..

En büyük lütuftur sendeki iman
Çalıp da gitmesin, o melun şeytan
Eriyip gidiyor, billahi zaman
Biricik gülünü soldurma gönül!..

Meyletme paraya, meyletme pula
Çıkar için sakın eğilme kula
Düşmeyesin sen de o sapkın yola
Hoyratça vaktini öldürme gönül!..

Dostuna gücenip darılma sakın
Zulme karşı diren, savrulma sakın
Savaşta cepheden ayrılma sakın
Yenilip düşmanı güldürme gönül!..


Hızır İrfan ÖNDER

23/3/2009

Gece Melâli...




Gece Melâli...


Gece!
Katran karası ellerini çek üzerimden!
Değme!
İniltilerini sus!
Sus gece!
Sıra bende!..



Ayazlarda kalemi kana bulama vaktidir.

İçimi parçalarcasına,
İçimin sızısına çığlık çığlığa susmalı şimdi!


Gece melâlinde yâr…

Ahım sığmazken içime
Söyle!
Sen hangi yastıklarda susturursun ağlamalarını ?!
İçinin sızısını hangi duayla dindirirsin?
Canın yaprak yaprak dökülür bilirim,

Güneş görsede suretin..


Sesine ayrılık kaçtığından beri susmak en asil sözdü senin lügatinde.

Bense dökülendim ardına..
Ardında dağıttığın harfleri toplayandım, bir usta çabukluğunda..
Yokluğunda, hepi topu cılız sesli bir avuntuydu, dinleyip inandığım…

Tutunup kalktığım, asıldığım bir avuç duaydı..


Sustun!

Sevinçleri düşürdüm yırtılan ceplerimden..
Yaşamaktan çevirdim yüzümü,
İnine çekildi deli düşlerim
Bu şehre yüzümü döktüm pencerelerden..
Kimseler görmedi..
Susarak ağladım en çok!...
Ve ellerimi kanatırcasına yazdım!…
Sen yoktun
Sızımı savurdum rüzgarlara..
Koyu bir hüzne dağıttım saçlarımı,
Toplayamadım..
Usul usul salındı hüzün
Ellerini gözlerimde gezdirdi..

Ve yokluğunda adıma en çok HÜZÜN dendi !



Ellerim vardı


Kırılgan,kanlı,ürkek ellerim!

Ahu efgânlarımda bir onlar yoldaştı bana bir de sesim..

Tutunamadım göğüne!
Uzanamadım!..
Asılı kaldım uçurumlarında..

Çıkmazlarında yollarımı şaşırdım..

Bak ellerime!

Parmak uçlarımda tadımlık sevinçlerim..

Kulaklarımı tırmalarcasına sâlâsını duyuyorum benliğimin...
Bilir misin ki kaç SEN geceyle dilimlendi içim?.
Yâr! bilebilir misin?
Ömrümce kaç zindanla doldu gözlerim?!

Kaç sızı oturdu gamzelerine yüreğin?


Seslenmek ırağına,

Bir yudum söz beklemek alfabenden,
Faydasız artık bilirim!
Bilirim,
Yine kendime döner çığlık çığlığa sesim…
Belki de harfleri yutmalıyım dudağımda..
Yakmalıyım şiirleri,
Ateşe vermeliyim!..

Gel o zaman, gülüşünü al rüzgardan artık deli yâr!..

Sızıma değmesin!..

Ben geceden döndüm yüzümü..

El verdim suskuya ve duaya..
Söyle geceye, ne olur..
Ne olur ardım sıra gelmesin!
Yoruldum artık! Yeter!…

Bana Aşk’tan söyletmesin..!


İçime konuşma vaktidir şimdi…





Bozguna uğrasın harfler..


En ırağıma gitsin….



ELEM - 9 Ekim 2008

12/3/2009

Hatır, hatıralarda mı kaldı?




Hayatın hatırını kırmak
Hatır, hatıralarda mı kaldı?

Bir kahvenin kırk yıl hatırı olur da;
bir hatır sormanın kaç kırk yıl hatırı olur?

Bunun cevabını kırk katır taşıyabilir mi?

Çok mu zor sadırdan hal-ü hatır sormak;
iyi günde, iyi olmayan günde dinleyerek de olsa yanında olmak?

Yakın uzaklarda bu kadar oluyor halleşmek, iki kelam etmek;
insan kokmayan, hayat akmayan sözüm ona sohbetlerde...

Her şeyin hazırı çıktı da ortada hatır yok, uzak hasretlere gitmiş...
Nisyan yalnızlıklar okunuyor isyan yüzlerde...

Yüreği ile yüzleşmeye cesareti yok esaret duygularına kapılmışların...

Kapı komşusundan habersiz ve hatırsız uzak yaşantılar;
hayat adına hatırı sayılır bir kayıp...

Kazanç peşinde koşmak uğruna hayatın hatırını terk etmek,
ne acı bir kopuş...

Eşin, çocukların hatırını hafife almak; ne ağır bir sorumluluk...

İlgiyi, sevgiyi yeterince onlara vermemek;
başka bir şeylerin dolduramayacağı büyük bir boşluk...

Nerde o hürmet ve merhamet? Tozlu hatıralara mı saklandı?

Bugünkü yaşantımız hatıralarda saklanılacak bir yaşantı mı?
Hatırlıyor musunuz en son hangi büyüğünüzü işiniz olmadan ziyaret ettiniz de sevginizi, saygınızı dile getirdiniz?

Bayramı mı bekliyorsunuz, ömür bekler mi ki?
Bayramları bile bayağılaştıran boş vermişlikle tatil beldelerini doldurmamız;
ne onulmaz ve onarılmaz bir yalnızlık...

Sanal hatır sormalar; gerçek olmayan görüşmeler...
Elini tutmaya, gözünü gözle buluşturmaya, karşılıklı yüzleşmeye,
yürek fısıltılarıyla konuşmaya benzer mi?

Sözün sustuğu, kelimelerin konuşmadığı,
duyguların karşılıklı kaynaştığı ve birlikte aktığı bir beraberliği
hangi sanal ortam sağlayabilir?

Hatırlar mısınız TV nin olmadığı sohbetin koyu olduğu uzun geceleri?
Hatıralar denizine dönsek ne tatlı manzaralar dalgalanır gönül ufkunda...

Selamsız sabahlar değildi o günler;
herkes birbirini tanır ve herkes herkesin hatırını sorardı...

İletişimin adı yoktu o zamanlar çünkü öyle bir eksiklik yoktu;
yüzlerdeki aydınlık belli ediyordu kişiliği ve kimliği...

Silik yüzlerdeki karmaşıklıktan kimse kimseyi tanıyamaz
ve hatır soramaz oldu...

Kalabalıklaştıkça yalnızlaştık, yalnızlıkçıkça kaçar olduk birbirimizden...

Hatır hatırlanamaz oldu, selam sözler sustu,
kibar kelamlar unutuldu...

Laubali ifadesizlikler doldurdu sanal ortamları;
gerçekten kaçıyorduk çünkü...

Kahve de içmiyoruz artık, hazır üçü bir arada çıkmışlar varken
ne diye uğraşalım?

Bir yudumluk buluşmalar, ayaküstü lakırdılar,
anlaşmadan ve kaynaşmadan ayrılmalar...

Ne hatırı? Kim tanır onu, nerde görülmüş en son?
Bilen ve gören var mı ki?

Tanıdığım bir beyefendi vefat etti yakınlarda...
Çok yakınım değildi, uzak diyara gittiğinde bende bıraktığı hatırayı hatırladım; hatırımı sorardı, hatırşinas bir kişiliği vardı...

Hafızamı yokladım;
hatıralar denizinde hatır-ı aradım...
Bulduklarımı kelime kayıklarında bindirdim;
hazır zaman sahillerine taşıdım,
çok şeyi de taşıyamadım...

Düşünüyorum öldüğümde ne ile anılırım?
Hatırlanmak için iyi bir hatıra bırakabilecek miyim?
Bırakamıyorsam hayatın hatırını kırmış olurum,
Kırk katır kırk yıl kahve de taşısa o hatırı geri getiremez...

İyisi mi içtiğimiz kahveler bizde kalsın,
hatır sormanın hatırını unutmayalım, unutturmayalım.

Altı üstü bir fincan kahve içimlik kadar süren hayat,
iyi hatıralarla köpürmeli değil mi?


Hüseyin EREN

1/1/2009

Bilinmeze yol...suskunluk!





Bilinmeze yol...suskunluk!


Hüzün sardı tüm benliğimi...
Beynimde oluşan bir sürü çözümlenecek sorular..?
Dizelerde her sözcük yürek esintisiyle hüzün heceliyor.
Kar yağışına katılan gözyaşlarım...
Boğazıma yumruk yemiş konuşamama halim...

Bir doğum sancısı gibi tarifi zor,bilinmeze yol suskunluk..!

Silsemde gözüm yaşını,dudak kıvrımında bir gülümseme,
Yılların verdiği bu yorgunluk,asude halim avare,
Gönül katrem bu yükün altında ezilmişcesine...
Konuş ey suskun yüreğim boynunu bükme.
Faili meçhul cinayete gitmişcesine...

Bir doğum sancısı gibi tarifi zor,bilinmeze yol suskunluk..!


Asude...

1/1/2009

Can Sesim



Başucumda sayıklıyor başı bozuk gece,
Kursağında küflü bekleyişler var odaların.
Ve eşiklerde yarım kalmış sözler…

Can sesim!
Gidişinle binlerce çarmıha gerildi ruhum.
Adından devşirdiğim hecelerle,
Harf harf cesetler giyindim durdum.

Siyahımın şafağı söküyor yine.
Görüyormusun?
Ölüme doğarken, üstüme yıkılıyor bu koca şehir! ...
İnan bana!
Her gün yüzümü döndüm
Küskün güneşe, hep selam durdum.
Değil benden yana âmâ,
Suçsuzum!

Bilmiyorsun,
Sükut lehçem,
Görmüyorsun!

Gözlerimi yıkamalıyken güneşler,
Karanlıklar devriliyor içerime!
Her gece hüznü sürüp kaleme
Gecenin şakağına kırık şiirler sıkıyorum!

Uzun soluklu bir besmele kuşanıp,
Yetişiyorum koşar adım yalnızlığıma.
Yüreğimin tek ganimeti,
Kesif bir düş kırığı ardımda!…

Kanrevan oldu seslerim,
Aşkla doğrandı!
Dilim lâl,
Dilim naçar,
Bir suskuda kilitliyim..

Canımı yaktı geçti yetim gülüşün,
Avuçlarım har kokuyor.
Geceler gözlerimde paramparça,
Uykumdan ince ince kan sızıyor..

Ölümseten bir sesle sendeledim arsız yokluğunda,
Bak işte !sonunda devrildim
Çığırtkan soluklarla ,
Arefesindeyim son nefeslerin..

Artık versen ellerini,
Neye yarar can sesim?
Gözyaşlarımı aralasan,
Neye yarar?
Umudu düşürdüm ellerimden,
Yamayamadın!
Ve ben dağıldım ardından.
Ellerim bir duada asılı kaldı!
Derman/sızım…



( aminlerdir benim azığım )


alıntı









« Önceki |

Kevser En İyi Siteler Listesi Dini100.Net ListeNur.de - islami siteler listesi Cennet Yolculari Toplist Sevdalist - Sevdalara.net
NurluYuz
eXTReMe Tracker