Ana sayfa yap


« Önceki |

25/3/2009

Vakit Hayattır



Vakit Hayattır

Zamana kıyan kendisine kıyar.Kendi vaktimizi öldürmeye bile hakkımız yokken başkasının vaktinin katili olmaya nasıl hakkımız olabilir.
Vakit,ibadetlerin imamesi olan namazın şartlarından biridir. Her namaz vakti Allah'ın verdiği bir randevudur.
Bnunla Rabbimiz bize ''zaman bilinci'' kazandırmaktadır.

Zaman bilinci,zamanın farkında olmak, onun değerini bilmek ve israf etmemek,onu yerli yerinde kullanmaktır. Zaman insana verilen en kıymetli ''rızık''tır.Her rızık gibi mahduttur ve hesabı sorulacaktır.

Saat kullanmalıyız ama nasıl?
Sati kolumuzda bir süs gibi değil,bize yaşadığımızı duyumsatan,öleceğimizi hatırlatan,her saniye kapımızı çalan bir zaman habercisi gibi kullanmalıyız.

Gerçekte gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinin,ayın geçirdiği evrelerin,yılın mevsimlerinin insana vermek istediği şuur ''zaman şuuru''dur.

Her gün ve her doğan yeni ay,insana ölüp yeniden dirileceğini haber verir.
Yazı ve kışı,baharı ve güzüyle her yıl insana hayatın da mevsimleri olduğunu haber verir...Bunlar zaman üzerine yazılmış kevni ayetlerdir.

Bir de Kur'ani ayetler vardır:
vel asr: zamana yemin olsun,
velleyl: geceye yemin olsun,
vennehar: gündüze yemin olsun,
velfecr: fecre yemin olsun,
vedduha: kuşluğa yemin olsun,
veşşefak: şafağa yemin olsun,
vessubh: sabaha yemin olsun,

Bütün bu ilahi yeminler en büyük nimetlerden biri olan zamana çekilen dikkattir.
Allah'ın bunca dikkat çektiği şeyi önemsememek ise gafletin ta kendisidir.

Bir görevi yapmaya ''zaman bulamadım'' mazeretini ileri sürenlerin ilk dikkat edecekleri şey zamanı israf edip etmedikleridir.
İsraf edilen her şey gibi zaman da israf ediliyorsa bereketsizleşir. Zamanımızın bereketi kaldırılmışsa,bir saatlik işi bir günde yapar,adımızıda çalışkan koyarız.Aslında ziyandayızdır da farkında değilizdir.

Dahası zamanımızın bereketi alınmıştır.Biliyoruz ki her nimet ''şükredildiğinde artırılır''Allah Teala'nın isimlerinden ''Gabıd:daraltan ve Basıt:genişleten '' Zamanımızı da daraltır ve genişletir.

Zamanın hakkını veren insanların küçücük bir ömre kocaman şeyler sığdırdığını hayretle görürüz. Bunun sırrı işte bu noktada yatmaktadır.

Modern uygarlık ''akşamcı''dır.İnsanları gece yarısı yatırıp,kuşluk vakti kaldırır.İslam medeniyeti ise ''sabahçıdır''seher medeniyetidir.

Müslüman güneşi üzerine doğdurmaz,aksine güneşin üzerine kendisi doğar.Bilir ki ''güneşi üzerine doğduranın o günü ölmüştür''.Bu ölüş,zamanın bereketi alınması anlamındadır.

Alıntı

16/3/2009

Kalbinin çağır(ıl)dığı yerde misin?





Kalbinin çağır(ıl)dığı yerde misin?

Basit ama kesin bir fizik kuralıdır: Bir yerde bulunman için diğer yerleri terk etmen gerekir. Bir anda iki yerde bulunmak mümkün değil. Sadece bir yeri tercih etmen gerekir. Bunun bedeli de bulunabileceğin başka bütün yerlerden çekilmektir.

Şimdi buradasın. Gözlerin bu satırlarda... Aklın satırların arasında, arkasında... Değdiğini düşünüyorsun ki, başka halleri terk ettin, başka yerlerden çektin gözlerini. Aklın sadece burada, başka yerde değil. Okuyorsun. An'ın hakkını vermeye çalışıyorsun. An/lamak kaygısındasın. Başka işleri yüzüstü bıraktın.

Kaçılmaz bir kader bu! Yapıp ettiğin tek iş alış-veriş. Aldığın her şey için bir şey/ler vermen gerek. Tercih ettiğin her yer için bir yerleri terk etmen gerek. Verdiğince alıyorsun. Nefesin bile alışta verişte.

Şimdi buradasın. Başka bir zamanda değilsin. Başka hiçbir yere değmiyor ayakların. Gövdenin bütün ağırlığıyla mekânın ortasındasın. Yüzün bu an'a dönük. Kalbin bu yerde atıyor, yeniden yeniye dolup boşalıyor. Gitmeyeceksin bu yerden. Vazgeçmeyeceksin bu hâlden. Yakanı çekip çekiştirseler itiraz edeceksin. Dikkatini dağıtsalar engelleyeceksin.

Terk ettiklerine değdiği için bu yerdesin. Hiçbir şey bedelsiz değil. Bulunamadığın yerlerin güzelliğince pahalı şu anda bulunduğun mekân. Gözlerini bir gündoğumuna kilitlemiş olabilirdin şimdi, ama burada, bu satırlarda dolaşıyorsun. Kaçırdığın gün doğumları kadar eder mi bu kara harflerin tesellisi? Kulaklarında bir çağlayan sesi çoğalıyor olabilirdi ama şimdi beni dinliyorsun. Uzaklarda bıraktığın deniz köpüklerine, kulağını kapattığın kuş cıvıltılarına değer mi bu kuru sözler?

Bedel ödüyorsun. Hem de çok! Terk ettiklerincedir tercih ettiklerinin değeri. Arkada bıraktıkların çoğaldıkça, yanına vardıklarının, önüne aldıklarının bedeli artıyor. Nereye gidiyorsun şimdi? Hangi yolu geride bırakıp hangisine yolcu oluyorsun? Neyi alıp neleri veriyorsun? Neleri arkana attın da, nelerin peşindesin? Tercih ettiklerin terk ettiklerin kadar kıymetli mi? Seçtiklerin geçtiklerinden daha güzel mi?

Yoksa, alışverişte görmüyor musun kendini? Kaçtın mı dükkândan? "Oynamıyorum ben!" mi demelerdesin? Tercihsiz misin? İradeni iptal mi ettin? Hiç seçimsiz mi yaşıyorsun? Öyleyse, kendini sıfırlamayı tercih ettin demektir. Kendini hiç saymaya kalktın demektir. Kendinden geçtin yani. Kendini arkaya attın. Aldığı verdiğinden çok az bir ziyankârsın.

Kaçamazsın işte! Yine seçimdesin. Yine alışveriştesin. Bir şeyleri terk etmeden edemiyorsun. Bir şeyin eksilmesi kaçınılmaz ömrünün cüzdanından. Dünü terk ettin, bugünü tercih ettin. Bugünü harcıyorsun, yarına erişmeyi umuyorsun.

Bir şey almasan da veriyorsun sürekli. Bedeller ödüyorsun. Nefesini tüketiyorsun. Bedenini eskitiyorsun. Ömrünü eksiltiyorsun. Sepetine bir şeyler koymaya yanaşmasan da, varlığından gün düşülüyor sürekli. Kazanmayı/kaybetmeyi dert etmesen de, kaybediyorsun günleri gülleri. "Bana ne!" deme hakkın yok! Hiçbir şey istemesen de, ödüyorsun sürekli. Her an harca(n)maktasın. Işığı kullanıyorsun. Bedenini kullanıyorsun. Göğün altında yer işgal ediyorsun. Sevdiklerinin gönlünde arsa arıyorsun. Gözünü işletiyorsun. Aklını pazara sürüyorsun.

Senin için harcananlara karşılık vermeyeceksen, boşuna yer işgal ediyorsun. Boş yere nefes alıyorsun. İsraf ediyorsun kendini. Saçıp savuruyorsun sana verilenleri. İyice kaybetmeyi tercih ediyorsun. Yitirmeyi seçiyorsun. Anlamsızlığı önceliyorsun. Zararı ziyanı istiyorsun.

Şimdi ne kaldırabilirdi seni yerinden? Hangi şey şimdi ve burada olmandan daha hayatî olurdu senin için? Kim burada şu halde bulunmaktan daha sevimli, daha kârlı, daha tatlı bir hal teklif edebilirdi sana? Arkana bile bakmadan bu odayı, bu bilgisayarı, bu sayfayı, bu koltuğu sana terk ettirecek bir seçenek yok mu sence?

Sen "Allah ve Elçisi'nin çağırdığı yer"den daha güzel bir yer biliyor musun? "Allah ve Elçisi'nin çağırdığı hâl"i arkada bıraktıracak, elinin tersiyle ittirecek, terk ettirecek, unutturacak, göz ardı ettirecek bir hâl var mı acaba? "Orada bulunmaktansa burada bulunmam daha kârlı, daha anlamlı, daha yararlı" diyebileceğin bir yer tarif edebilir misin? Seni senin kadar düşünmeyenlerin çağırdığı yer, sana senin kalbinden de yakın Bir'inin çağırdığı yerden daha kârlı olabilir mi? Senin kalbinin gizli arzularını ve mahrem fısıltılarını hiç duymayan, duysa da önemsemeyen, önemsese de elinden bir şey gelmeyen birilerinin çağırdığı hâl, senin kalbine senden de yakın Bir'inin çağırdığı halden daha sevimli olabilir mi?

Öyleyse, "Ne zaman Allah ve Elçisi [seni] hayat[verecek şeyler]e çağırırsa, hemen git. Bil ki Allah [senin]le kalbi[n] arasına girer." [Bak. Enfal/24] Yani, seni şimdi bulunduğun yeri terk etmeye çağıran Allah [ve O'nun adına Elçisi] sana senin kalbinden daha yakın ve senin kalbine de senden daha yakındır. Sana senin kalbinden daha yakın Bir'inin çağrısı, seni kalbinden uzaklaştıran bütün çağrıları uzakta bırakmaya değmez mi? Senin kalbine senden daha yakın Bir'inin çağrısı, kalbini unutarak/kırarak/küstürerek/ağlatarak gittiğin yerlerin hepsini terk etmeye değmez mi?

Hem zaten, başka yerlere gitsen de fark etmez. Eninde sonunda yine O'na kalacakmışsın. İster istemez "O'nun huzurunda toplanacak"mışız. [Enfal/24]

Bütün odaları terk edeceğin, tüm şehirleri arkada bırakacağın, cümle kıyılardan çekileceğin, bakışların hepsinden vazgeçeceğin, hevâ ve heveslerini yüzüstü bırakacağın bir adresin var mı?

Senai Demirci

20/1/2009

Suskunlar Sinmiş Duvarlara




Suskunlar Sinmiş Duvarlara

Suskunlar sinmiş duvarlara… Sabrım sınanıyor acıların örsünde…Bir yük vagonunda gider gibi geçiyorum yılların üzerinden..Vagon yükü acılar taşıyorum sol yanımda… Ve hiç unutmuyorum sevgi expresinde hep bir kaçak olduğumu… Yol boyu mırıldanıyorum türkümü…Sesimde gurbetin ateşi ve yüreğimde tutsak bir sevdanın sızısıyla yana-yakıla yaşıyorum…


Bir tufanda boğuldu sevinçlerim.. Ne vakit Uçursam beklentilerimi umudun gökyüzüne; soğuk rüzgarlar döve döve içeri aldı beni… Mermileşmiş yasaların kesin hükümlerine geçmedi , sayfalar dolusu savunmalarım..Ne yana dönsem hükümlü duvarlar örüldü gözlerime…. Şimdi kan kaybeden bir yaradır içimdeki bozgun…


Zafere gidilecek yollar ortadayken,kelime oyunları arasına sıkıştırılan , yüklemsiz cümleler kaldı avuçlarımda… Yine yanlış notalarına bastım hayat türküsünün… Kanlı bir yenilginin,kangren olmuş düşlerini kesiyorum kör bir bıçakla.. Koca taşlarla vuruluyor habil yüreğime; Ölüm kusuyor kabil soylu haydutlar… Öldürülüyorum faili meçhul satır aralarında…


Şimdi hangi kapısını aralasam düşüncelerimin; Adını özgürlük koyduğum tutsaklığıma açılıyor bahçesi Sonra ;hapislik başlıyor içimde …Odamın ışıklarını gündoğumuyla söndürmeyi öğreniyor uykusuzluğum…Üstümde kuşları vurulu sağır bir gökyüzü… Uzaklara sürgün edilmiş bedenimle, başımı ağırtan cümleler biriktiriyorum yenikliğimin kavrukluğunda…

Uykusuzum…


Uyanıyorum gecenin kör bir vaktinde; Birden bire duvar,birden bire hüzün..
Aç karınla sigara içmeyi dayatıyorum ciğerlerime… Nereye sığınsam bıçak gölgesi düşüyor yalnızlığıma.. Uykusuzum,Zulmün bağrında şafaklar sökülüyor demir meridyenlerle çizilmiş penceremde... Vuruluyor gölgelerin acıyan yanlarıyla taptaze papatyalarımın ömrü… Örülüyor kalbime birbirini tutan keskin tel örgülerle.. Güneşim kolumda türküler okurdum oysa...aldırmadan yağan soğuk yağmurlara..


Şimdi yatağını unutmuş dalgın bir ırmak akışlarım.. Ne denize ulaşabildim ..Ne de ırmak kalabildim... Durgunum...


Alıntı

14/1/2009

Neyi, nasıl anlatayım...



Edebi yanımızdır bizi biz kılan,bizi insan kılan,ruhumuzdaki sıkıntılarımıza,yüce yaradanın huzurunda el açtıran.

Bir kaç kelimeyle bir kaç satır cümlelerle ifade yeteneğimi,hissettiklerimi neyi nasıl anlatırım.

Başımı öne eğdim, karanlığın ortasındayım geceye sarıldım, saklanıyorum kendimden bile...
Acımış, kanamışım zamanlar içinde gezinirken bir omuz aramışım, çırpınıp durmaktan soluk soluğa yüreğimle...

Nafile bir arayışla başa dönmüşüm her defasında kapıları çalmaya yeltenirken, kaç kapının önünde yığılıp kalmışım.
Yığıldığım yerlerde bir ben olmuşum tek kalbimin her bir atşının içine bir atış gizlemişim.

Yanyana güzel durmamıştı cümlelerim anlaşılmıyordu,bu yüzden dağıtmışım hepsini yitirmekten korktuğumdan biriktirmişim suskunluklarımı kirpiklerimde konuk etmişim hüznümü.

Gözbebeklerimden yolcu etmişim şimdi sokulup yalnızlığımın kıyısından anlat diyorlar ya bana, inan çok yorgunum.

Neyi, nasıl anlatayım...

Buda gelir buda geçer ağlama derler ya...hani birde türküsü vardır...
Sahi! geçermi...! çabuk geçsin ama ne olur çabuk geçsin,geçsinki dinsin yürek sızım.

Asude...

12/1/2009

Ağla gözlerim dinsin yürek sızın



Kendimle başbaşayayım yine,kulağımda Niran Ünsal'ın "neler gelir,neler geçer" şarkısı, kaç keredir dinlediğimi bilmiyorum beni gözyaşlarına boğdu.

Neler geçmemiştiki ...ah yıllar dilin olsada konuşsan.
Yeni sızılarda eklenmişti üstelik.Nasıl başa çıkabiliceksin ey yüreğim.

Sahi! Gözümden akan yaşlar yıların acısını siler,süpürür,yıkarmıydı ki..!!!
Yürek sızısını hafifletirmiydi ki..!!!
Ah! Asude...
Gülümse diyorum kendime ama yürek gülmeyince gülümsemelerde acı oluyor.
Derin sessizliğe mahkum ediyorum kendimi...çık çıkabilirsen hadi ordan,çık çıkabilirsen...

Ağla gözlerim dinsin yürek sızın.

Çıkabilirmiyim acaba kendimi sakladığım o kuytulardan.


Asude...

« Önceki |

Kevser En İyi Siteler Listesi Dini100.Net ListeNur.de - islami siteler listesi Cennet Yolculari Toplist Sevdalist - Sevdalara.net
NurluYuz
eXTReMe Tracker